Ülkemizin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 21 adet varlığımızın alınması sağlanmış.
Bu varlıkların korunması için milyon dolarları harcıyoruz. Elbette bu varlıkları korumak lazım. Ancak sorun şu, bu varlıkları maddi anlamda koruduğumuz kadar, insanlarımızın maneviyatını koruyacak herhangi bir adım atıyor muyuz?
Diyarbakır kalesi ve surlarını koruduğumuz kadar, Diyarbakır’da yaşayan insanların maneviyatını da koruyor muyuz?
Şanlıurfa, Adıyaman, Bursa, Konya, İstanbul ve diğer şehirlerimizde bulunan tarihi yapıları koruduğumuz kadar bu şehirlerde yaşayan insanlarımızın maneviyatını koruyacak ciddi bir politika üretebilmiş miyiz?
Maddi olarak yolları, caddeleri, köprüleri inşa ediyoruz da manevi olarak insanları da inşa ve irşat edecek bir çalışma var mı?
Demem o ki tarihi ve geçmişi maneviyata mal olmuş şehirlerimizin tarihi yapılarını korurken, tarihi yapının ruhuna yakışacak maneviyatla yoğrulmuş insanları bu şehirlerin içinde yetiştirebiliyor muyuz?
Şehirlerimizin tarihi dokusunu korurken, şehrin içinde yaşayan insanların da maneviyatını koruma altına almamız gerekmiyor mu?
Ülkemizde yaşanan manevi sorunların çözümü için maneviyat şehirlerini irşat edecek yeni bir paradigma ve politika geliştirmek zorundayız.
Manevi kalkınmanın tüm ülkeye yayılması için pilot bölge olarak tarihi şehirlerimizden işe başlayabiliriz. Bu şehirlerimiz niçin Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman, Konya veyahut başka bir tarihi şehrimiz olmasın.
Küresel şer odakları, yerele ait inanç, değer, kültür ve yaşam tarzına büyük bir itibar suikastı düzenliyor.
Amerika ve Avrupa’nın merkeze alındığı yerelin anlamını yitirdiği tek tipleştirilmiş bir paradigma dayatılıyor.
Giyim, kuşam, yeme, içme, moda, sanat, spor, dizi, sinema ve günlük yaşam alışkanlıkları kültür emperyalizminin tahakkümü ve hegemonyasına maruz kalıyor.
Emperyalizmin kültür taşıyıcılığını yapan Amerikan sineması başta olmak üzere batı taklitçiliği yapan Türkiye’deki filim şirketleri toplumun değerlerini hiçe sayıyor.
Şiddet, uyuşturucu, hırsızlık, zina, gayri meşru yaşam tarzları dayatılıyor. Bencilik ön plana alınarak egoist ve ben-merkezci yaşam tarzına özendiriliyor.
Dijital mecralar, uyuşturucu, kumar, şiddet gibi bağımlılık türlerinin, istismarın, sapkınlıkların yayılmasında zemin hazırlıyor.
Aile kurumunun çöküşü, zinanın yaygınlaşması, uyuşturucunun okullara kadar girmesi işin felaket yönünü gösteriyor.
Genelde dünyayı, özelde ülkemizi, daha özelde ise ülkemizin manevi şehirlerini etkisi altına alan uyuşturucu, kumar, zina ve her türlü kötülüğün yaygınlaşması geleceğimizi büyük uçurumlara sürüklüyor.
Gençler maalesef zararlı yaşam tarzının her türlüsüne müptela olmuş durumda. Anne babalar çaresiz ne yapacaklarını bilemiyor.
Peygamberler ve sahabeler şehri Diyarbakır’da metruk yapılar, güvensiz sokaklar ve aydınlatmasının yeterli olmadığı parklar birer kötülük mekanına dönüşüyor.
Diyarbakır’da uyuşturucu yaşı çocuk yaşlara kadar indi.
Sokaklar, caddeler ve parklar güvenli değil. Okul önlerinde torbacı diye tabir edilen satıcılar çocuklarımızı zehirliyorlar. Her ne kadar polisiye tedbirler alınsa da yeterli değil.
Diyarbakır'da uyuşturucu kullanımı 12 yaşın altına kadar düştü. Bazı verilere göre 9 yaşından küçük çocukların uyuşturucuya bulaştıkları yönünde bilgiler var.
Diyarbakır Barosu’nun hazırladığı “Madde Kullanımıyla Mücadele” raporu, bölgedeki uyuşturucu madde kullanımında gelinen noktayı gözler önüne seriyor.
2023 yılında, Diyarbakır'da 'Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti' suçu kapsamında, Diyarbakır Barosu tarafından toplam 2 bin 173 yargılanan için avukat ataması yapılmış.
Yargılananlar arasında 12 yaşından küçük çocuklar bile var. Diyarbakır'da uyuşturucu madde üretim, ticaret ve tüketimi hususunda artan suç kaydına ilişkin veriler yüzde yüze ulaşmış.
Bu verilerin ışığından yola çıkarak şu sonuca varabiliriz. Hayat boşluk kabul etmez. Manevi olarak insanları doyurmasak, maddi hazdan, haramdan ve günahtan doyum arayacak bir nesil yetişecek.
Manevi yoksunluk yaşayanlar, sıkıntı, keder, sevinç ve mutluluğunda çareyi uyuşturucu kullanımında arayacak.
Haz ve hız peşinde koşan bir nesil, mutluluğu kötülükte arayacak. Sorunlarının çözümünü haramdan günahtan medet umarak çözmeye çalışacak.
Toplumları bitiren ve yok eden en büyük musibet maddi yoksulluk değil manevi yoksunluktur. Manevi yoksunluktan dolayı toplumlar büyük bulanımlar yaşıyor. Bulanıma girmiş toplumumuzun kurtuluşu uyuşturucudan araması, hayvani ve süfli zevklerin peşine düşmesi çok korkunç bir tehlike olarak karşımızda duruyor.
Uyuşturulmuş toplum modeline doğru gidiyoruz. İfsat ve şer odaklarına karşı kapsamlı tedbirler alınmalı. Toplumun manevi olarak kalkınmasına olanak sağlanmalıdır. Bu konu üzerinde düşünülmesi gereken ana gündem maddelerinden biri olmalı.
Bu yıl aile yılı olarak seçildi. Ailelerin en büyük sorunu olan çocuklarının kötülükten korunmasına yönelik manevi programlar artırılmalı.
Dini, ahlaki, kültürel değerlerimize, fıtrata ve geleceğimize yönelik ciddi tehdit oluşturan 'cinsiyetsizleştirme' ve sapkın oluşumlara karşı tedbirler alınmalı.
Geçmişinde büyük maneviyat erbabı yetiştirmiş kadim şehrimiz Diyarbakır başta olmak üzere diğer tarihi şehirlerimizi birer inanç ve maneviyat merkezi haline getirebiliriz.
Küresel tehlikeye karşı irşat ve maneviyat kalesi haline getirdiğimiz şehirlerimizde uygulanan programları, kısa sürede alınan olumlu neticelerine binaen aynı programı diğer şehirlerimize de yaygınlaştırabiliriz.
Uzun lafın kısası… Maneviyat seferberliği başlatılmalı, bu seferberliğin merkezi tarihe mal olmuş şehirlerden irşada başlanarak hayırlı adımlar atılmalı.