Mübarek ramazan ayında maneviyatın zirve yaptığı zaman diliminde şeytanları geçmiş olan bir zümre pervasızca kötülük yaydılar.
Diyarbakır başta olmak üzere birçok şehirde DEM partinin öncülüğünde sapkın LGBT yürüyüşü ve Eğitim Sen’in okullarda LGBT derslerini vermeye kalkışması toplumun manevi vicdanında derin yaralar açtı.
Şeytanların zincire vurulduğu bu mübarek ayda, kötülük ekmekte şeytanları dahi geride bırakacak kadar azgın olan bu güruh, halkın tüm inanç değerlerini bir çırpıda çiğneme cüretini gösterdiler.
Şeytanın kötülük yapmasına fırsat bırakmayacak kadar tüm zincirlerini kırarak kötülük ekmeye devam ediyorlar.
Peygamberlere, sahabelere, evliyalara ve maneviyat erbabına ev sahipliği yapmış kadim ve mübarek şehirde Lut kavminin helak olmasına neden olan kötü filleri Diyarbakır sokaklarında sergilediler.
Kötülük ekenler, on yıllardır halkın mağduriyetini, çilesini, açlığını, işsizliğini, etnik kökenden kaynaklı ikinci sınıf vatandaşlığını ve devletin içine sızmış derin yapıların yapmış olduğu işkence, baskı ve cinayetlerini kullanarak gayri meşru, haram ve günah ne kadar kötü fiil varsa yaymak için kullandılar.
Sözün özü… Kürt halkını Türk soluna peşkeş çektirmek başta olmak üzere, siyaset fahişeliğinden tutunda mağduriyet istismarcılığına kadar sapkın hedeflerine giden gayri meşru her yolu meşru olarak görüp kötülük cephesinde fırsata çevirme yolunu tuttular.
Kürtleri asli kimliklerinden koparıp, sapkın LGBT’nin oyuncağı haline getirdiler. Türk solunun derin yapılarını Kürt halkının başına musallat ettiler.
50 yıl boyunca on binlerce insanın kanına girdiler… günün sonunda kanına girdikleri insanların ailelerini dinlerinden, diyanetlerinden, değerlerinden, namus ve gayret anlayışlarından uzaklaştırarak, sosyalist, komünist ve seküler yaşamın esiri haline getirmeye çalıştılar.
Kötülük ekenler mübarek Diyarbakır sokaklarını bu mübarek ramazan ayında gayri meşru ilişkileri dayatacak pankartlarla ve söylemlerle bir kez daha kirlettiler.
Kürtlerin haklarını savunmak diye bir dertlerinin olmadığını astıkları LGBT pankartlarından bir kez daha gösterdiler.
Kürt ve Türk aile yapısına suikast düzenleyen bu şebekeler, ne kadar kötülük varsa toplumun arasında yaymaya çalışıyorlar.
Sözde kadın haklarını savunmak adı altında 8 Mart’ta sapkın LGBT pankartlarıyla sözde kadın haklarını savunmak kisvesi altında gayri meşru yaşam tarzını meşrulaştırmaya çalıştılar.
Hangi Kürt veyahut Türk ailesi erkek evladının bir erkekle evlenmesine, kız evladının da bir kızla evlenmesine razı olabilir. İşte bunlar kadının kadınla, erkeğin erkekle evlenmesi gibi gayri meşru, hastalıklı, çirkef ve Allah’ın lanetine uğramış filleri savundular. Hem de mübarek ramazan ayında.
Toplumun değer yargılarına savaş açmış sözde kadın hakları savunucuları, kadını kendi kötü emmeleri için adeta meze olarak kullanmaya devam ediyor.
Yüzyıllardır toplumun değer yargılarına karşı büyük bir kültürel asimilasyon savaşı veriliyor. Bu savaşta aile kurumunun itibarsızlaştırılmasına yönelik her türlü çirkeflik, ahlaksızlık ve aymazlıkla karşı karşıyayız.
Sözde kadın haklarını savunduklarını iddia eden DEM partinin yaptığının özeti bu.
Gel gelelim, Türk solunun ruh ikizi ve DEM partiye entegre olmuş Eğitim Sen'e…
Eğitim-öğretim denilince insan olanın ilk aklına gelen şey, illa edep illa edep olacaktır.
Edep olmayınca eğitimcinin, bilgili, kültürlü olmasının da bir anlamı kalmıyor. Matematik kuralına göre 1 sayısının arkasında sıfırın gelmesiyle yüzlerce büyük rakamlar oluşur. Ancak 1 sayısı gitti mi sıfırlarında bir değeri kalmaz.
Eğitim de de edep 1 sayısının karşılığıdır, onun arkasından gelen fen, matematik, kimya, biyoloji, tıp ve pozitif bilimler sıfır sayısı gibidir. Ne kadar fen, matematik, kimya, biyoloji, tıp alanında uzman olursanız olunuz. 1 sayısının karşılığı olan edep olmazsa diğerlerinin de bir anlamı kalmıyor.
Eğitim Sen’in durumu da yukardaki misal gibi, edebi bir kenara bırakınca diğer sıfır sayılarının da bir anlamı kalmıyor.
Eğitimcide edep olmayınca ne yapacak, sapkınlık dersi vermeye başlayacak… nitekim de öyle oldu.
Eğitim Sen, 10 Mart'ta okullarda sapkınlık dersini vereceklerini duyurdu.
Bu duyuruyu yapması üzerine toplumun çok farklı kesimlerinden tepkiler çığ gibi büyüdü.
Bu yaşanan meşum hadise eğitimde esas olan eğitimcinin edepli olması ana kriterinin pedagojik formasyonlarının ana konusu olması gerektiğini bize gösterdi.
Edepli olmayan eğitimciye yeterlilik belgesi verilmemeli… Hatta rüştünü tamamlamadığından öğretmenliğe layık görülmemiştir, belgesi verilirse en azından toplumu zehirleme cüretini de gösteremeyeceklerdir, diye düşünüyorum.